Küreselleşme Dinamiği ve Kalıplaşmış Yerelsellik

Çetin Altan’ın 16 Temmuz 1998’de gazetede yazdığı ve ‘Kahrolsun Komünizm diye diye Globalleşme’ kitabında da olan bir yazı. Bu kısacık yazı, geçtiğimiz 100 yılı ve geleceği o kadar doğru tespitlerle anlatıyor ki, oturup kitaptan buraya aktarmak ve herkese ulaştırmak istedim.

İyi okumalar:

Küreselleşme Dinamiği ve Kalıplaşmış Yerelsellik

Globalleşme sürecindeki hızlanmanın nedenleri elden geldiğince gözardı edilmek isteniyor…

Böylesine kasıtlı bir duyarsızlığın ceremesini yine gelecek kuşaklar çekeceğe benzer… Yerel koşullanmaların içi boş sloganlarıyla 21. yüzyılın hem ortak atmosferinde, hem ortak uzayında kanat büyütmeye olanak varmış gibi…

‘Ulus-Devlet’ modelinin 200 yıl sürmüş olan egemenlik dönemi hangi nedenlerle tahtından aşağıları doğru yuvarlanmada?

Elbet en baştaki neden teknolojideki değişimler… Artık ne TV programları ne siyasal sınır tanıyor, ne internet iletişimleri…

İkinci neden, turizm sektöründeki yoğunlaşma…

Şöyle bir dolaşıp dinlenmek için İspanya’ya giden turist sayısı 60 milyona, Fransa’ya giden turist sayısı 40 milyona yaklaşmada…

Türkiye bile her yıl Yunanistan nüfusuna eşdeğer sayıda yabancı konuk ağırlama durumunda…

Üçüncü neden, Dünya’nın her yöresinde geçerli nitelikteki bankamatik kartları…

Dördüncü neden doğum kontrol hapları ve spiraller…

Beşinci neden, eski genel kültür modasından -Dünya genelinde özel dostluk adacıkları oluşturan- özel kültür ve hobi paylaşımlarına yönelme…

Altıncı neden, gelişen teknolojiyle birlikte yaygınlaşan saydamlık karşısında, yerel politikacı palavralarının kıç üstü oturması.

Yedinci neden, mesleğinde başarılı birinin hayatını, doğduğu yerden başka yerlerde de rahatça kazanabilme olanağı…

Sekizinci neden, bir kez gelinen dünyada hayatını saçma sapan ortamlarda ziyan zebil etmek yerine, doğru dürüst yerlerde değerlendirme düşüncesi…

Dokuzuncu neden, militarist doktrinlerdeki büyük aşamalar. Tıpkı süvari birlikleri gibi eski köylü taburlarının da tarihe karışması ve artık zorunlu askerlikten vazgeçilmesi…

Onuncu neden, Avrupa Birliği’ne girmiş ülkelerde doğanların Avrupa vatandaşı sayılmasında olduğu gibi; vizelerin kaldırılması, gümrük denetimlerinin gevşetilmesi…

20. Yüzyıl boyunca nasıl gelindi buralara? ABD’deki 1928-1932 krizinden yola çıkıldığında…

O tarihlerde İşçi’nin kol gücü, endüstri üretiminde en temel enerji kaynağı…

Bu kaynağı ne kadar ucuza kullanırsan, sermayeci olarak sağlayacağın avantalar da o kadar zenginleşirmiş gibi görünüyor…

Ancaaak…

Ancak, üretimini pazarlayacağın en geniş alıcı sektörü de yine içerdeki işçi sektörü… Nüfusun 3’de 1’ini oluşturan işçi sektörü.

Onun gövde enerjisini ucuza kullanmaya kalkınca, yaptığın üretimi işçi sektörünün emmesi de zorlaşıyor. Satamadığın mallar elinde şişiyor. Ekonomik bir kriz başlıyor…

O tarihlerde krize bulunan çare şu: ”Bireyler’in alacağı mal yerine devletlerin alacağı mal üret.” Yani silah…

Dilediği silahı yapamayacak kadar köylü kalmış toplulukların siyasal yöneticileri, kendi halklarını soyarak dışarıdan silah alma yarışlarına giriyorlar. Silah satanlar zenginleşiyor, silah alanlar yoksullaşıyor…

Derken bir de 2. Dünya Savaşı patlıyor… Almanya ile Japonya ordu beslemenin dışına alınıyor.

Bu trendi yakından izleyenler, kendi ekonomilerini de ona göre ayarlamaya başlıyorlar. Bu trende boşverip kendi emekliliğini düşünenler, bir yandan eski zamanlardan kalma köylü taburlarını beslemeye uğraşırken, bir yandan da dışarıya ödedikleri silah paralarıyla, çağa uyum sağlayan ülkelere göre büsbütün yoksullaşıyorlar…

Derken efendim…

Uzay misilleriyle elektronik giriyor devreye… Militarist doktrinlerle, üretim teknolojisinde akıl almaz aşamalar oluyor. İşçi sınıfına ait kol gücünün yerini, otomasyon ve sibernetik alıyor.

İşçi sınıfı tarihe karışma dönemine giriyor. Devletlerin alacağı silah üretiminden, daha karlı olmaya başlıyor bireylerin alacağı cep telefonları, bilgisayarlar, otomobiller, el kameraları, deniz motorları…

Ve de efendim globalleşme süreci hızlanıyor.

Yoksul ülke yöneticilerinin kendi halklarını soyarak silah almaları yerine, militarist harcamaların azaltılarak, kitlelerin zenginlemesi ve bireylerin araba, renkli TV, internet almaları yeğleniyor…

Bu yeni durumu iyi değerlendirenler hızla gelişiyor; değerlendiremeyenler ne halt edeceklerini bilemiyor. Günü kurtarmaya çalışıyor.

Ne var ki globalleşme sürecinin hızına, uzun süre direnme olanağı yoktur. Bütün sorun, eski donmuş alışkanlıkların oluşturduğu statükoculuk, -şu veya bu biçimde- aşılırken, gereksiz ağır bedellerin ödenmemesi…

16 Temmuz 1998

Çetin Altan

 

Kahrolsun Komünizm diye diye Globalleşme

Çetin Altan

İnkılap Yayınları

150 sayfa

1999

Yazının arşiv linki: TIK

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s