Dogmatik Eğilimlerin Yansımaları (Konuk Yazar: Gizem Gökçakan)

+Kibri biraz daha farklı bir açıdan ele alalım mı?
Sorgulama eksikliği/Bilgi eksikliği kısır döngüsü ile alakasını ve yarattığı emin olma
duygusu/dürtüsü yanılsamasını. Son olarak elbette dışa vurumu kıskançlık duygusunu.

Kibir farkedilince çoğu kişi şöyle bir durur geri çekilir yüzünde buruşuk bir ifade oluşur belki, belki de durmak bile
istemez öyle bir ortamın içerisinde. Haksız da sayılmaz hani şayet kendine güvenen insan ile kibirli insan arasında
ancak ince görülebilen bir fark vardır ve bunun bilincine ulaşamamış bir bireyle iletişim halinde olmak ne çok kolay ne
de keyifli olacaktır. Tuhaftır ki, kibirli insan eksiklikleri olduğu için eksiklikleri olmadığından bu kadar emin bir tavır
sergiler. ‘Bilginin/Erdemin’ temel anlamında varolan ilkeyi öğrenmesi gerekirken bir sorun yaşamıştır ve
Bilginin; *Zamanla sorgulanıp, çoğalıp, paylaşılıp değerlendiği
*Devamlı bir değişim içerisinde olduğu gerçeği sonsuzluğunun da kanıtı niteliğindedir öğretisi
gibi açıklamalarından payını alamamış belki de almak istememiştir -kibirli insan da bazı şeyleri kanıtlar tabii mesela her
fırsatta doygunluğunu dikte ederken aslında bunun açlığını çektiğini (:- Kibir insanın kendinden aşırı emin olması olarak
görünürken aslında bir çeşit daha vardır, o da kişinin öğretisinden aşırı emin olması. Bazı bireyler dogmatik eğilimleri
ile kendi kendilerini düşünsel anlamda engellerler, bu da eksik kalmalarına bir neden olabilir. İncelemeye ve
tartışmaya izin vermeyen(açık olmayan) bir bilgiye mutlak hakikat olarak inanıldığı durumlara dogmatik öğretiler
diyebiliriz. Bu bağlamda dogmatizmin mutlak hakikat eminliğini biraz değiştirerek kendine eminlik yanılsaması
yaşatan kibirli insana çok benzetirim. Dikkat ettiyseniz üzerine uzun uzun düşünülebilecek, yorumlanabilecek değişik
bir durum var;
*Kibirli insanın eksiklikleri olduğu için kendisine yaşattığı eminlik yanılgısını dogmatizmin yapısıyla benzetebiliyoruz.
ve aynı zamanda
*Dogmatik öğretileri kendine yöntem belirlemiş kişinin de kibir sahibi olabilmesi olasılığını söylüyoruz.
Sanki sıralama kendi içinde dönüp duruyor. Hepsi birbirinin hem nedeni hem de sonucu olabiliyor. Bu süreçler
bugüne kadar -ve hala- felsefe, psikoloji gibi dalların konusu olmayı tam da bu şekilde başarmıştır. Sorgulanması ve
incelenmesi bitmeyecek kavramlardır bunlar. Günlük hayatta bizlerin karşısına bile o kadar çok çıkar ki bazen
kendimizi bu ‘insana ait’ duyguları, alışkanlıkları analiz etmeye çalışırken bulabiliriz.
Ve sonrasında elbette bu süreçleri takip eden yine başka bir duygu; merhaba kıskançlık.

 

“If  you desire glory, you may envy Napoleon, but Napoleon envied Caesar, Caesar envied Alexander, and Alexander, I daresay, envied Hercules, who never existed.”

“ Eğer şan-şeref arzu ediyorsanız, Napolyon’a imrenebilirsiniz, ama Napolyon da Sezar’a imrenmişti, Sezar İskender’e, İskender de hiç bir zaman yaşamamış olan Herkül’e imrenmişti.

Bertrand Russell

I-1. Bertrand Russell – The Conquest Of Happiness sayfa 89

Russell, kıskançlığın temelinde bir aksilik durumu olduğunu aslında çok açık bir şekilde örneklemiş. Bireylerin başka
bir bireye kışkançlık besleyerek döndürdüğü bu çarkın en başına gidersek var olmayan bir olmayışa çakılıp kalıyoruz.
Ancak elbette kıskançlık sırf başı olmadığı için, sonu getirilebilecek bir kavram değil.-burada rekabet ile karıştırılmamasını
önemli buluyorum. Rekabet doğru bir hareket ettiricidir ancak kibir ve kıskançlık gibi tavırların sağlıklı olmadığını bilimler de
onaylamıştır-Kıskançlık bir duygu olduğundan, düşünsel bir çıkarım ile, duygusal bir süreci -hemde inanılmaz kalabalık bir
küme için (tüm insanlar)- artık ortadan kaldırdık kökten çözdük şu andan itibaren kimse kıskançlık duymayacak gibi bir
hale getirmemiz mümkün değil. Bu nedenle biz pek çok çeşidi olan kıskançlık duygusuna, geçmişte denk geldiğimiz
gibi gelecekte de denk geleceğiz.
Kıskanan bir kişide alarmlar çalmaya başlar hemen, kendi sahip olmadığı bir başarının kokusunu almaya başladığı
zaman. İçgüdüsel bir savaş dürtüsüdür mecazi anlamda bu alarmlar, savaş kendisiyledir aslında çoğu zaman çünkü
uzun düşüncelerden sonra farkedilen gerçek, herşeye bu kadar emin iken neden bir başkasının daha başarılı olması
nedeninin -başarılı olma durumundan spesifik olarak bahsediyorum çünkü yazıda özellikle kıskançlığın bu çeşidi üzerinde
kalacağım- kendi eksiklikleri ya da kendini kapatmasına müsade ettiği dogmatik eğilimleri olduğudur. Böyle
durumlarda başkasının başarısını kabul etmek, sindirmek herkes için kolay olmaz. Kimisi yanlışlar, kimisi engeller;
oysa amaç tek tek bireylerden daha ötedir, ötededir. Bazen sadece bunu kendimize hatırlatmak bile yeterli olabilir
hatta.
Bazı durumlarda seçim şansı elimizde olur, ilk fırsatını bulduğumuzda değerlendirir ve bu tip kısıtlayıcı ya da
rahatsızlık verici bir iletişimden/ortamdan kendimizi kıvrak bir şekilde kurtarırız daha fazla maruz kalmamak için.
Kıskançlığın ve kibrin olmadığı daha rahat ve sağlıklı ortamları tercih ederiz kendimiz için. Peki ya bu durum
kaçınılmaz olduğunda?
Düşünce tarihinde, bilim tarihinde fikir üreten insanlara neler neler olmuştur bu durumların hakimiyetinde?
Zaten bu yazının amacı da geçmiş örnekleri hatırlayıp tazelemek ve bir nevi bari günümüzde/geleceğimizde bu
yıkımlara ‘müsade etmeyelimi’ hoş okunur hale getirmektir.

Feliz qui pŏtuit rerum cognoscĕre causas
“Şeylerin sebebini görebilen(anlayabilen-öğrenebilen) kişi, ne şanslıdır(ne mutludur)”Feliz aslında verimli-üretken kök anlamlarından gelmiştir ancak ufak bir mantıkla ile verimli olan bir şey zaten  iyi-mutlu-şanslı olacağı için(ya da bunları temsil ettiği için), mutlu-şanslı anlamının nasıl türediğini anlayabiliriz.-

I-2. H.T.Riley-Dictionary of Latin Quotations,Proverbs,Maxims and Mottos  sayfa 122

 

-Merak etmenin dostları olduğu gibi düşmanları da olmuştur.

1.jpg

I-3. Hulton Archive/Getty Images

Dogmatik öğretiler merak eden, soran ve araştıran yaratıcı beyinlerin karşısında rol almıştır. Bu açıdan Socrates ve
Hypatia en güzel örnekler. ‘Socrates’in Savunması’ dediğim zaman sanırım çoğumuzun hafızasında birşeyler
belirecektir. Bir düşünürün yargılanması ve yargı sonunda hayatının sona erdirilmesidir bizim şuan irdelediğimiz
kısım. -savunmasının ne kadar şık ve zekice olduğu da ayrı bir kısım. Herkesin o diyalogları şöyle bir okumuş olması iyi olurdu (: –
Okuduklarımızdan öğrendiğimiz kadarıyla bir adam var düşünmeyi ve konuşmayı seven. Sorular soran. Bilgiyi arayan
ve bunun için karşılıklı diyalogları kendine yöntem etmiş bir adam. Yaş ya da statü ayırt etmeden fikirlerini ve
sorularını paylaşan, kendini ‘bilge’ olarak görmeyen bir filozof.
o “Bir filozof”. Bazı kaynaklardan bildiğimiz kadarıyla Philosopher ismini ilk olarak Pythagoras kendisi için kullanmıştır.
Kendine bilgiyi seven/bilgeliği seven kişi demistir. Çünkü bir düşünür bilge olmama tevazusunu gösterebilendir.

Peki kibir nerede rol oynuyordur Socrates senaryomuzda.
Ağırlıkta inanç sebepli suçlamarın temelinde tabi ki. Socrates yargısında gençlerin aklını çeldiği ve onları toplumun
inançları ile ilgili yanlış yönlendirdiği gerekçesiyle suçlanırken orada aslında eminlik yanılgısının kör ettiği beyinler
vardır. Dogmatik savlarına bağımlılıkları ‘ben biliyorum’ kibrini ufak ufak beslemiştir, öyle ki Socrates onlara göre
yanılıyor olmalıdır hatta yanılıyor olmalı bile değil eminlerdir “Socrates yanlıştır”. Oysa Socrates’in bilgiye ulaşma
yöntemi bu diyaloglardan geçiyordu. Socrates akılları zehirlemiyor onları özgürleştiriyordu. Bir nevi kişinin aklının
yetenekleriyle tanışmasını sağlıyordu. Malesef kişisel kalması gereken öğretilerin merkezleştirilmesi, başka hiçbir
sese izin vermeme durmu, fikirlere karşı net bir reddedişe ve kuvvetli bir öfkeye dönüşüyor, hazin son da üretici
düşünürümüz için kaçınılmaz oluyordu. Socrates alınan karardan sonra zehri içer ve hayata veda eder…

2
I-4. Death of the philosopher Hypatia

Hypatia “Kendisine saygı duyan bir insanın, dogmaların onu yönetmesine izin vermemesi gerektiğini “savunan bir
bilgi insanıydı -Hypatia her şeyin eğitimini aldığı gibi, çağının tüm inanç ve öğretilerini de detaylıca öğrenmiştir, babası
mükemmel bir öğretmendir (Theon) kızını da aynı şekilde yetiştirmiştir- Düşünme hakkını her konuda sonuna kadar
kullanan o çağın en başarılı kadınlarından olan Hypatia’nın da oldukça trajik bir ölümü olmuştur. Benzer bir örnektir.
İskenderiye’li bu özgür beyin üretir ve öğretir ancak karşısında yine kör bir beyinle karşılaşır. Burada kibir başka bir
kostümledir yine de kendini belli eder. Siyasi güç isteğiyle dolup taşan ‘benim olmalı’ kibriyle boğulmuş bir beyindir
karşısındaki (Cyrille). Cyrille’in neden olduğu yıkımlar, alınan canlar inanılmaz boyutlardadır. Cyrille siyasi gücü elde
etmek için dogmatik öğretileri kullanmış sonucunda da başarılı olmuştur çünkü bunu daha cahil kalmış halk
üzerinden sürdürebilmiştir. -manipülasyona en uygun ortam- Tarih, en büyük bilim merkezini de bu şekilde
kaybetmiştir. -farklı kaynaklarda halen Cyrille‘in Hypatia’nın ölümü üzerindeki rolü tartışılmaktadır. Bazı kaynaklar doğrudan
Cyrille’e bağlamaz ve Hypatia’nın ölümünün tüm okula ders/örnek olması için bir nevi günah keçisi seçilmesinden kaynaklı
olduğunu söylerler ancak net kişiler ve net olaylardan ziyade kavramlar bizim için daha önemli, burada bir otorite/güç kaygısı ve
açlığı vardır, başvurdukları çözüm yine yapıcı değil oldukça şiddet içeriklidir-
Zaman ilerler ve çeşitli örneklerle akar gider. İdamlar ve hapisler, akıl almaz zor şartlar ve cezalar. Cezalar ve hapisler
bir bilim insanı için ölümle benzer tatlarda geçmiş bile olabilir -düşünsenize yılların emeği ve araştırması, kurulmak üzere
olan sistemler ve bir anda her şeyin ellerinizden alınması durumu- Çoğu kaçıp saklandıkları ya da zor şartlarda hayatlarını
devam ettirdikleri yerler de bile çalışmalarına devam edip, ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çabalasalar da
elbette asıl süreç bir şekilde bozulmuştur. Belki de üretim için gereken ‘o doğru an ’kaçmıştır yaşamadan

Hikayeye göre; Lavoisier ,idam edilmeden once arkadaşı Lagrange’i çağırır ve ondan idamını izlemesini ister. Der ki “Eğer kafam kesildikten sonra iki kere göz kırptığımı görürsen,demek ki insan öldükten sonra hala kısa bir sure beyin çalışmaya devam ediyor“ ve Lavoisier son bir deneyin tadına vararak hayatına veda eder.

Bu hikayesiyle Lavoisier, benim “o doğru an” kavramımı zirvede bırakarak göçenlerden olmalı (:

dav_lavois

I-5. The Portrait of Antoine-Laurent Lavoisier and his wife by Jacques-Louis David, 1788

Haklar, özgürlükler ve fikirler.
Olympe de Gouges şüphesiz dogmatic öğretilerden farklı bir örnek ile savaşanlardan. -çoğu insan dogmatik öğretiler adı
geçince sadece dini inanç bazlı bir sistem/söylem bulunduğunu düşünürler ki; hayır. Dini inanç sadece bir çeşidi olabilir. Oysa
yazıda bahsettiğim dogmatik öğretiler, inançlar, eğilimler; benim anlamlandırdığım şekliyle, öğretilen ve sınanmadan,
denenmeden, sorgulanıp herhangi bir yenilenme/geliştirilme girişiminde bulunulmadan kabul edilip koşulsuz olarak
uygulanmaya alınmış tüm fikir, davranış ve ideolojileri de kapsayabilir- Neden farklı çünkü bu sefer Olympe de Gouges
cinsiyetler arası eşitsizlik ve ‘hak benimdir’ kibrine/iddiasına karşı direnecektir. Geçmişten beri malesef yanlış
yönlendirmeler ve sistemler nedeniyle erkeklerin hakkettiği ancak kadınların hakkı olmadığı dogmatik öğretisi
egemendir onun yaşadığı dönemde. -temeli oldukça hassas bir erdemsizlik durumu. Erkeğe o kadar çok dikte edilmiştir ki
üstün olduğu, olası bir rekabet ortamında bir kadının daha başarılı olabilme ihtimalinin düşüncesi bile o denli koyu/kör/sıkı bir
inanç boyutunda oldukça tedirgin edici olabilir- Cinsiyetler çatışmaktadır. Yayınlanan erkek yönetimi ve hakları üzerine
kadınların da sahip olması gereken haklarını, hiç vakit kaybetmeden, yayınladı ve kadınların toplumdaki yeri için
çabaladı Olympe deGouges. Dogmatic alışkanlıkları sayesinde oluşan kibir -kısmen işine gelmeme de söz konusu olabilir-
onları kör etmemiş olsaydı belki de erkek ve kadın kavramı değil bir insanlık kavramı söz konusu olduğunu açık ve
özgür beyinler olarak rahatlıkla görebileceklerdi. Günümüzde de kadın ve erkek eşitsizliklerini haklı bulan her birey
insanlık anlamında sınıfta kalmış bireylerdir. Fakat o dönemin yönetici gücü Gouges hakkında gazetelerde “Yasa onu
cinsiyetine yakışan erdemleri unuttuğundan dolayı cezalandırdı“ şeklinde açıklamalar yayınlattılar. Hassas bir
erdemsizlik durumu. Evet! Kesinlikle öyleydi ancak yanlış taraf için söyleniyordu.

4

I- 6- Olympe de Gouges (May7,1748-Nov3,1793)

 

DECLARATION DES DROITS DE LA FEMME ET DE LA CITOYENNE – OLYMPE DE GOUGES, 1771 (1771 yılında Olympe de Gouges Kadının ve Kadın Yurttaşların Hakları Bildirgesini yayınladı)
Article I– La Femme naît libre et demeure égale à l’homme en droits. Les distinctions sociales ne peuvent être fondées que sur l’utilité commune. /Woman is born free and lives equal to man in her rights. Social distinctions can be based only on the common utility.(Kadın özgür doğar ve erkeklerle eşit haklara sahiptir. Toplumsal farklılıklar yalnızca ortak verim-fayda üzerine kabul edilebilir.)
Article VI– La Loi doit être l’expression de la volonté générale ; toutes les Citoyennes et Citoyens doivent concourir personnellement, ou par leurs représentants, à sa formation ; elle doit être la même pour tous : toutes les Citoyennes et tous les Citoyens, étant égaux à ses yeux, doivent être également admissibles à toutes dignités, places et emplois publics, selon leurs capacités, et sans autres distinctions que celles de leurs vertus et de leurs talents./ The law must be the expression of the general will; all female and male citizens must contribute either personally or through their representatives to its formation; it must be the same for all: male and female citizens, being equal in the eyes of the law, must be equally admitted to all honors, positions, and public employment according to their capacity and without other distinctions besides those of their virtues and talents.

(Yasa,tüm toplumun iradesinde olmalıdır; her kadın ve her erkek (yurttaş), bizzat kendisi ya da temsilcisi aracılığıyla yasaların yapılmasına katılma hakkına sahip olmalıdır; bu yasa herkes için aynı olmalıdır. Yasa önünde eşit olan her kadın ve her erkek (yurttaş), yeteneklerinden(kapasite) ve erdemlerinden(bilgi)  başka bir ayırım yapılmadan,kamu hayatındaki her makam ve mevkiye eşit olarak gelmelidir.)

 

  • Femme, réveille-toi ; le tocsin de la raison se fait entendre dans tout l’univers ; reconnais tes droits. Woman, wake up; the tocsin of reason is being heard throughout the whole universe; discover your rights. (Kadın, uyan; artık evrenin her yerinden mantığın  sesleri(tehlike çanları) duyuluyor, haklarını tanı).

(Olympe de Gouges histerik, mantıksız ve saçma gerekçeler sunduğu yönünde ve karaktersizlik (karakterden yoksun) anlamlarında kelimelerle kınandı. Son olarak ‘cinsiyetine yakışan erdemleri unuttu ve devlet adamı olmak istedi, yasa da onu cezalandırdı’ şeklindeki resmi açıklamalar ile 10 Kasım 1773’te idam edildi.)

 

Yenilikçi fikirlerin çoğu kendi zamanlarının koşullarına göre çeşitli engellemelere, karalamalara maruz kaldı. İnceleme
ve tartışma kabul etmeyen öğretileri kişilerde inanılmaz bir ‘eminlik kibri’ oluşturduğunu söylemiştik. Ondan sonra
Ockham’lı William ve Galileo Galilei sapkın, Copernicus’da şaklaban oluverdi rahatlıkla. Oysa bu öğretiler etmemesi
gereken kulvarlara müdahale ediyorlardı. Yolundan sapan aslında gök bilimci değil bulguları inancıyla karıştırıp
uyuşmazlık gördüğünde engelleyen kibirli ‘yetki sahipleri’ idi.

Temelini bulmak sonsuz bir kuyuya girmek gibi bir duygu ‘kıskançlık’.
Rekabet durumunun yıkıcılığa dönüştüğü bu duygu durumu da bilimin/bilginin gecikmesine, geciktirilmesine neden
olan belki de pek çok uygulamanın tam da zamanında hayata geçirilebilecekken engellenmesine, yıllarca sarkmasına,
zaman zaman süreçlerin gereksiz yere uzamasına neden olarak kendini göstermiştir. Hani derinlere saklanmış ve
kazılmaması istenilen o eksiklik kısmı, işte o kısmın yansıması/tepkisi kıskançlık ve çekememezlik. Ben başarıyı
kıskanan insanın bu duygusunu kendi kibrinde boğulmaya başlamasının; boğulmasının nedeninin de o bilgilerin
içerisinde nasıl yüzmesi gerektiğini bilmediğini farketme durumunun dışa vurumu olarak görüyorum. Tek sorun bu
durumu kabul edememesidir bir türlü.

 

“Παύροις γὰρ ἀνδρῶν ἐστι συγγενὲς τόδε,
φίλον τὸν εὐτυχοῦντ’ ἄνευ φθόνων σέβειν.”
“It is in the character of very few men to honor without envy a friend who has prospered./ Too rarely is this natural for men, unenvying reverence when a kinsman triumphs.
Pek az kişi vardır ki, iyi talihli bir dostun başarılarını kıskançlık hissetmeden kutlayabilsin.Aeschylus

I- 7- Agamemnon, Aeschylus (line 832-833)

 

Hikayeye göre Michael Servetus’un isimsiz mektuplarını ifşa eden Calvin bunu kıskançlığından yapmıştır. Amacımız
elbette Calvin ya da Servetus arasında bir kötüleme ve taraf tutmak değildir. Günümüzde halen Calvin için iyi adam-
kötü adam tartışmalarının devam ettiğine şahit oluyorum. Kıskançlık örnekleri bir nevi olasılık örnekleri olarak
hafızalarda kalmalı bence. Sadece benzer bir durum yaşandığında doğru bir matematik yapabilmek amacıyla daha
ötesi değil. Elbette Calvin kendi öğretilerinin yönetiminde bu kararı almıştır burası kesin. Benim düşündürmek
istediğim ise acaba bu öğretiyi alakasız bir kulvarda yıkıcı güç olarak kullanmak öğretimize ne katacaktır? -bu
karakterlerde ve tarihte hatta şimdi bile kaçırılan nokta ise; bu yıkıcı sonuçlara götüren eylemlerin, herkesi dolaylı olarak
etkilediği. Oysa bir çalışmanın başarılı olup ilerlemesi, zamanla benim hayatıma da ilerleme olarak geri dönecektir-

‘Neden ben olmadım? Neden ben bulmadım?’
Tadını kaçırmaya pek meyilli olan rekabet durumunu netleştiren bir flood okumuştum. Çağrı Mert Bakırcı yine bilim
için bas bas bağırırken -elbette tatlı bir anlamda söylüyorum, sesini duyurmak olarak. Akıllardaki çoğu bulanıklığı bilimin
ışığıyla ve yöntemleriyle netleştiriyorlar, oldukça çabalayan ve başarılı bir ekip olarak gerçekten zihin açıcı, öğretici paylaşımlar
yapıyorlar- çok eğlenceli bir dille anlatmıştı Darwin’den küçük bir kesit. Dogmatic öğretiler ile profesyonel duruşu
(1)/kişinin düşüncelerine kendi kendine engel koymasını(2)/başarıyı sindirmeyi (sindirememeyi) (3) kapsayan güzel
bir örnekleme vermiş -tam da istediğim (: üç ayrı durumu da aynı konunun/kişinin zamansal ilerleyişi içerisinde görebiliyoruz-
(Floodun tamamı için – https://twitter.com/cagrimbakirci/status/955156597558431744 )

Çağrı Mert Bakırcı: “……Evrim Teorisi'nin kendi inançlarına ters düşebileceğini
biliyorlardı; ama inanç nedeniyle kapı gibi kanıtları görmezden gelemeyeceklerini
bilecek kadar profesyoneldiler.Çoğu anladı anlamasına ama, günümüz akademisinde
de olduğu gibi, "çekememezlik" ve "kıskançlık" bilimin gericilerden bile güçlü olabilen
bir düşmanıydı. Ve Darwin'in düşmanı, biraz fazla güçlüydü: Sir Richard Owen.
Dünyaca ünlü İngiliz biyolog,……Dünya'nın en kıymetli fosil arşivinin efendisi.Owen
aslında Darwin'i severdi. Darwin de kendisi gibi dindar bir adamdı….Ama işler, istediği
gibi gitmedi. Darwin Dünya'yı gezdikçe, türlerin sabit olmadığını
gördü……Yaratılmamışlardı. Evrimleşiyorlardı.…Owen,….Darwin'i kıskanmaya ve
çekememeye başladı. Ve eski dost, düşman oldu. Zaten Evrim Teorisi bilim camiasında
yer edene kadar camiayı ikiye bölmüştü. Owen, tarafını seçmişti. Evrim karşıtı
olmuştu.”

“Elbette, gerçekler karşısında kimse duramaz. Buna, bilim insanları, hatta bilim
insanının şahı da olsa, dahildir…. Birkaç yıl içinde Evrim Teorisi'nin gücü tüm bilim
camiasında hissedilmeye başladı….Hiçbir denemede yanlışlanamadıkça kabul gördü”.
“Robert Chambers, anonim olarak evrimi izah etmeye çalıştığı bir kitabı
yayınlandığında, dindar halkın evrime karşı tepkisini gördü ve halka açık şekilde evrimi
dile getirmekten korktu.Belki de bu korku, elinin altında Dünya'nın her yanından aşırı
kıymetli fosiller olan Owen'ın Evrim Teorisi'nin babası olmasının önünü kesti, kim bilir?
Bu da bizlere ders, kulağa küpe olsun.”

Bu floodun tartışmasız en sevdiğim yanlarından biri bilimsel bilginin yegane ve değişmez özelliğini belirtmiş olması.
Bilgi her ne olursa olsun kendini göstererir, kanıtlar, gelişir ve sonsuzdur. Karşı durulmamalıdır. Beyinler ne derecede
yanlışa uymaya meyil gösterseler bile bilginin kendisi yok edilemezdir. Örtebilir,saklayabilirsiniz bilgiyi ya da kökten
çözmek hevesiyle onu sunan kişiyi denklemden çıkarabilir, önüne engeller koyabilirsiniz ancak sadece ertelersiniz.
Hafif ‘küpe’niteliğinde bu asıl öğretiyi unutmamak gerek. Bu küpeyi devamlı üzerimizde taşırken profesyonelliği de
giyip bilgiye ulaşma süreçlerinde bunları çıkartmadan ilerlemeliyiz. Bu yıkıcılığa ve yanlış yönlendirmelere müsade
etmeyen pür bir bilgi arayışı aşkıdır, yapıcı ve yaratıcı olma durmunu koruyabilme halidir. Bu basit ilkelerle ilerleme
ve gelişmenin hızının inanılmaz boyutlara ulaşabileceğini ve bu tırmanışlarında bizi de yanında taşıyacağını bilmemiz
gerek.
Güncel durumumuza bakarsak evet zaman değişiyor böylece bilimin karşısına çıkan engeller de değişiyor, gelişiyor.
Profesyonel hayatınızda kibirli tavırlara, çekememezlikten kaynaklı ertelemelere, yok sayılmalara maruz kalırsanız
gülümseyin -hayır hayır, yazı yaşam ‘guru’luğuna bağlamayacak merak etmeyin(: Kastettiğim gülümseme Kant’ın gülümsemesi,
”Heaven has given human beings three things to balance the odds of life: hope, sleep, and laughter” (İnsana hayatın güçlüklerine
karşı üç şey hediye edilmiştir; umut, uyku, kahkaha) Immanuel Kant. Ayrıca hangi tavırla gülümseyeceğinizi de siz çok iyi
biliyorsunuz (: – Çünkü özgüven hırçın değildir. Sağlam, emin ve sakindir. Yoluna aynı sağlamlıkla devam eder ve sorunu
en pürüzsüz şekilde çözebileceği yolu her zaman bulur. Kant’ın Prolegomena’sında nedense hiçbir zaman
unutmadığım ve hala yaşadığım olaylara göre kendime uyarlayıp yine kendime sık sık hatırlattığım birkaç satır var
alakalı;

[…Man wird sie unrichtig beurteilen, weil man sie nicht versteht; man wird sie nicht
verstehen, weil man das Buch zwar durchzublättern, aber nicht durchzudenken Lust hat; und
man wird diese Bemühung darauf nicht verwenden wollen,weil das Werk trocken, weil es
dunkel, weil es allen gewohnten Begriffen widerstreitend und überdem weitläuftig ist. Nun
gestehe ich, daß es mir unerwartet sei, von einem Philosophen Klagen wegen Mangel an
Popularität, Unterhaltung und Gemächlichkeit zu hören, wenn es um die Existenz einer
gepriesenen und der Menschheit unentbehrlichen Erkenntnis selbst zu tun ist, die nicht
anders, als nach den strengsten Regeln einer schulgerechten Pünktlichkeit ausgemacht
werden kann, auf welche zwar mit der Zeit auch Popularität folgen, aber niemals den
Anfang machen darf…]

[…..Bu tamamlama yanlış yargılanacaktır,çünkü anlaşılmıyor;ve anlaşılmayacaktır,çünkü
kitabın sayfalarını seve seve karıştıran oluyor, ama hiçkimse onu enine boyuna düşünmeye
heves etmiyor; ve hiçkimse böyle bir zahmete girmeyi istemeyecektir,çünkü bu yapıt
kurudur,karanlıktır,çünkü alışılmış tüm kavramlara ters düşüyor, üstelik de fazla ayrıntılıdır.
İtiraf edeyim ki, eğer söz konusu olan,göklere çıkarılan ve insanlık içinvazgeçilmez olan bir
bilginin varlığıysa, popüler, eğlendirici ve huzur verici olmamaktan dolayı bir filozoftan
şikayet duyacağımı beklemiyorum; çünkü bu bilgi ancak bilgince dakikliğin en sıkı
kurallarıyla oluşturulabilir ve gerçi zamanla popülerlik kazanabilir, ama başlangıçta hiçbir
şekilde popüler olamaz…]

Eminim bu satırları kendinize göre uyarlayarak, çıkarımlar yapmışsınızdır bile. O kadar yerinde tespitler var ki şu an
için de. Günümüzde çok fazla ses var, her sesin içinden kendi başarılarınızı, gerçek başarıları/buluşları, doğru ve
kanıtlanabilir fikirleri, duyurabilmek bile bazen zor olabiliyor. Ama mümkün! Kabul görmeyebilirsiniz, olabilir kitleler
taşıdıkları geçmiş öğretilerin ağırlığı ile her zaman yenilikleri kucaklamaya pek müsait olmamışlardır. Ancak özgür
beyinler, profesyonelliğini koruyan bireyler birlik olarak ve bunu paylaşabildikleri kadar paylaşarak, yayarak
başarabilirler. Özgüven, sakinlik ve istek/çaba burada zaten destek olarak devreye giriyor. Her kulvarı kendi içinde
tutup yorumlamalıyız. Hiçbir kulvarın kendi iç sistemini bozmamalıyız, yersiz güvensizlikler sergilememeliyiz bilimsel
bilgiye ve şu inadı bırakmalıyız.
Özetle bırakalım dünyanın şekli bilimin bize sunduğu haliyle kalsın lütfen. Tartışmalarımızı ve fikir üretimlerimizi
dünyanın düzlüğünden, düz dünyacılar Merhaba!, şöyle bir alalım; geniş mi geniş, uçsuz bucaksız bilinmezler,
cevaplanmamış sorular hatta daha sorulmamış sorular düzlüğüne bırakalım. Bırakalım ki zekamız ve yetenekleri
hakettiği o geniş düzlüklerde oynasın, deneylesin, öğrensin.

5

I- 8. Garrowby Hill By David Hockney

 

Gizem Gökçakan

 

KAYNAKLAR

 

  • SOKRATES’İN SAVUNMASI – PLATON
  • GELİŞİM VE ÖĞRENME – PROF. DR. AYTEN ULUSOY
  • HYPATIA;MATHEMATICIAN,INVENTOR AND PHILOSOPHER – SANDY DONOVAN
  • FELSEFE TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ – AHMET CEVİZCİ
  • DECLARATION DES DROITS DE LA FEMME ET DE LA CITOYENNE – OLYMPE DE GOUGES
  • PROLEGOMENA – IMMANUEL KANT
  • THE CONQUEST OF HAPPINESS – BERTRAND RUSSELL
  • BİLİMİN ÖNCÜLERİ – CEMAL YILDIRIM

 

  1. DICTIONARY OF LATIN QUOTATIONS,PROVERBS,MAXIMS AND MOTTOS – H.T.RILEY
  2. AGAMEMNON – AESCHYLUS

 

 

One comment

  1. Öncelikle yazının direk hazırlandığı yerden kopyalanıp yapıştırılmasından dolayı satırlarda kaymalar olmuş. Site yöneticisi bu tarz yazıları yayınlarken buna dikkat etse daha güzel bir şekilde okunur. Ayrıca yazı içerisindeki yabancı dilli metinler farklı bir şekilde yazılarak daha okunaklı hale getirilebilir veya dipnot haline getirilebilir.

    Yazıyla ilgili ise: Bu geniş çalışma için teşekkür ederim.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s